Gezinimi atla

Etiket Arşivi: linux

Bir kaç önceki yazımda artık boot komutundaki tek parametre sayesinde Linux’suz geçen zamanların sona erdiğini söyledikten sonra bu işletim sistemlerinde mevcut durumumu, kişisel görüşlerimi yazacağımı söylemiştim. Sözümüzü tutalım.

Windows 7 Beta b7077

b7000′den 7057′ye güncelledikten sonra ekran kartım beni epeyce bir uğraştırdı, şu an yine catalyst veya ATİ’nin sürücülerini exe dosyasıyla kuramıyorum, Windows ekran kartımı Standart VGA graik arayüzü olarak görmeye devam ediyor?! GPU-z programıyla baktığımda Standart VGA olarak gördüğü için ekran kartının işlemci ve ram hızları da ayrı yarıya falandı?! Aero’yu açamıyordum, monitörümün çözünürlüğüne çıkamayıp ucubik bir eğri büğrü görünümle kullanıyordum bilgisayarımı. Ardından sürücüyü indirip içinde inf dosyalarını aratarak iki inf dosyasından birindeki listeden ekran kartımı seçtim ve Voila! Artık ekran kartımı kullanabiliyorum. Bunu dışında Windows 7′la ilgili önceki yazılarımdan birinde yaptığım inceleme dışında bir şey yok. Kararlı, görsel olarak güzel, işlevsel, superbar’ına bayıldığım, SORUNSUZ kullandığım bir sistem. Evet, tek kelimeyle SORUNSUZ!
Tek ufacık pürüz girişte bağlantı numara çevirici açılınca otomatik bağlanmayıp benim bağlan demem ama onun da kolaylığı vardır, araştırmadım; gerek duymadım.

Ubuntu 9.04 Jaunty Jackalope

Bir önceki yazımda anlattığım kadarıyla kurulumu son derece çabuk ve sorunsuz geçti. Ama sorunsuz olan kurulumdu ne yazık ki.

Ubuntu’nun bu yeni versiyonunda Ext4 dosya sistemi sayesinde açılış gerçekten hızlı. Eğer 8.10′dan güncellerseniz bir fark hissetmeyeceksiniz yalnız baştan söyleyeyim.
Sorunlarım tabii ki saçma donanımlarımla ilgili. Normalde USBmax modemim Linux desteğini bırakın adını dahi duymamış olsa da Ubudsl isimli program sayesinde otomatik bağlantı dahil her şeyi hallediyor ve Windows’tan az farkla daha pürüzsüz bir USBmodem kolaylığı sağlıyor..

..du ki nedense Ubudsl’in kurulumunda oluşturması gereken config dosyasını oluşturmamaya ardından da balşangıçta panel applet’i Ubudsl daemon çalışmıyor, önce onu çalıştırın demeye başladı, işimizi yokuşa sürdü yani.

İkinci problem de yine Linux’la arası gayet iyi olan ve bana yıllardır lanet okutturan pek sevgili ATİ(!). Son sürücüsüyle Compiz aktifken film oynatırkenki o yanıp sönmeleri titremeleri sona erdirmişler sağolsunlar. Şimdi direkt kilitleniyor makine, compiz’i kapatmak lazım yoksa dediğim gibi hiç bir şey yapamıyorsunuz; kasadan Reset atmaktan başka.

Bir de yeni tip sistem uyarıları getirmişler, onlar da gerekliydi ve gayet güzel de olmuş. Bunlar dışında çok büyük değişiklikler yok.

Pardus 2008.2 Canis Auerus

Pardus’ta da modem yine çalışır durumda ancak bu sefer herhangi birprogram yok ve ben açılışta bir satır kod kopyala-yapıştır’ı yapmak durumundayım. Normalde bunu için bir betik (script) yazmalıyım ancak komut Root çalıştırılmalı ve bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum. Araştırmam lazım, çok zor olduğunu sanmıyorum.

Bunun dışında ATİ’yle ilgili durum da dün Pardus’u güncellerken ekran kartı sürücüsünü de güncellemem sonucu Ubuntu’yla aynı duruma geldi. Ayrıca önceki sürücüde de SMplayer’dan video çıktısını ne olarak seçersem seçeyim performans alamıyordum (compiz açık veya kapalı), takılmalar vs gırla gidiyordu; ki normalde Ubuntu ve Pardus SMplayer’La Windows 7′den daha iyi performans veriyordu ve ayrıntısı bol 720p filmlerde (o an, izlediğim filmde su damlacıkları ve buhar gibi bir görüntü olursa rip olmasına rağmen ekran kartım düz bir dokuya göre çok daha fazla piksel işlemek zorunda kalıp takılabiliyor) hiç takılma yapmıyorlardı.

Neyse, 3 işletim sistemi için (Linux dağıtımları GNU/Linux çekirdeğiyle birleştikleri zaman İşletim sistemi oluyorlari bilginize ;) ) kısa incelemelerim ve sorunlarım bunlar. Nasıl olsa kısa sürüyor diye Ubuntu’yu bir kere daha kurup Ubudsl’i yeniden deneyebilirim (Synaptic’ten tamamen kaldırıp tekrar kurmak çözüm olmadı) ancak bunu için Firefox profilimi yedeklemem lazım, işletim sistemi konfigürasyonum kadar Firefox eklentilerim, ayarlarım vs tutuyor çünkü.

Bu arada bu yazıyı (ve bir önceki yazıyı da ) Firefox altındaki WordPress Sidebar’dan gönderiyorum. Eğer kurarsanız, herhangi bir düğmesi veya menü öğesi yok açmak için, Alt+W tuş kombinasyonunu kullanıyorsunuz.

Sağlıcakla..

Yahu ne kadar kolaymış, her seferinde indirdiğim imajı CD’ye yazmaktan, CD hatasız mı yoksa “yazarken en ufak bir sorun olmuş mudur?”, diye düşünmekten, CD’yi kağnı hızında yazıp vakit kaybetmekten, kurarken CD performansı yüzünden kurulumun uzun sürmesinden, her dağıtımın her sürümü için CD harcamak ve sonra bu CD’leri koyacak yer bulamamaktan..

Hepsinden bir seferde kurtuldum.

CD imajını indirdim, Unetbooting’e gösterip 4gb Kingston USB belleğime (ekşi sözlük/flash belleğe türkçe isim önerileri) attım, ardından sistemimi bellekten boot etmek için disk önceliğini USB belleğe verdim. Başlattım, bir kaç next next ekranından sonra (evet linux kurulumu windows kurulumundan kolay) kurulum durumunu gösteren çubuğun 26..27..28.. şeklinde nerdeyse sizin okuma hızınızla birlikte ilerlediğini görüp “yok artık?!” dedim. Bu aşama 1,5-2 dakika sürdü? Bir ihtimal bunda diski Ubuntu’nun 9.04 Jaunty Jackalope’tan itibaren desteklediği Ext4 dosya sistemiyle biçimlendirmiş olmamın da etkisi olabilir. Ardından saate baktım ve Unetbooting’le imajı belleğe atmam dahil geçen sürenin 18 dakika, belki de daha kısa olduğunu gördüm. Yalnız buna, kurulum, sistemin bu sıradaki yeniden başlatmaları, BIOS ayarlarından boot diskim değiştirmem vs vs; her şey dahil. Ve normalde sadece CD’yi yazdığım zamandan bile nerdeyse daha kısa. Bundan sonra daha fazla Linux dağıtımı kurmak daha kolay bir şekilde mümkün olacak. Tabii ki USB modemimi destekleyen Linux dağıtımları arasından.

Yine belirli bir süre geçtikten sonra bu sefer tam anlamıyla İngilizce tabiriyle “geek”lik, Türkçesiyle de ineklik yapmaya niyetim var ama inekliğin dersle vs değil tamamen ilgi alanının üzerine çok düşerek sosyal hayatı ihmal etme kısmıyla ilgili olduğunu belirteyim.

Şimdi öncelikle sistemimden bahsedeyim; hayır donanım olarak değil, kurulan kısmıyla yani kendisine yaptıklarımla ilgili olarak yazılım kısmıyla. Sistemde 40gb IDE (4+1 parçaya bölünmüş ve +1 Swap ve diğerleri de Linux dağıtımları için olmak üzere), 80gb SATA (40′ar gb’tan iki parça Windows XP Pro ve Windows Vista Business) ve son olarak geçtiğimiz günlerde aldığım 750gb SATA diskim (tamamen depo olarak kullanıyorum – belge, müzik filmler, torrent’lar vs) mevcut. Anakartım ASUS A8V-MX Via yongalı bir anakart ve çok da güzel bir özelliği var, nasıl bütün anakartlarda “boot edilecek” yani İşletim Sistemi’nin yükleneceği araç seçiliyorsa (Sabit disk, CD-DVD, USB Disk, Ethernet) benim anakrtım da sabit disklerin hangisinin boot cihaz olarak “Primary” yani birincil bağlanacağını BIOS’undan seçme imkanı tanıyor. Bu özelliği keşfetmeme yine Linux’un sebep olduğunu tabi ki şükranlarımla belirteyim ancak bilgisayarıma işletim sistemi kurduğum SATA diskimi bağlarken en öncelikle slotun “third” olduğunu görünce aleti nasıl “boot edeceğimi” de çok merak etmiştim doğrusu. Yani düşünsenize; eski diskim IDE ve SATA’lar da en küçük “third”; yani üçüncül olarak başlıyor; ben tabi ki bu durumda ilk olarak işletim sistem-ler-imi illa ki daha yavaş olan IDE diskime kurmak zorunda kalacağımı düşünüp üzülmüştümi ancak sonra nedendir bilinmez BIOS’U kurcalama gereği duyunca anlamıştım olayı.

Neyse efendim, hali hazırda bu sistemin yazılım tarafındaysa öncelikle GRUB dediğimiz muhteşem “bootloader”, yani önyükleyici IDE diskimde devreye giriyor ve önce “Windows Seçenekleri”, ardından altında da “Ubuntu Seçenekleri”nin girdileri olmak üzere menülerden eğer Ubuntu seçeneği seçiliyorsa bilgisayarı o sistemle başlatıyor, eğer Windows seçenekleri seçildiyse bu sefer Vista’nın önyükleyicisinin olduğu diskin MBR’sine gidiyor ve Vista önyükleyicisinde “Windows XP” ve “Microsoft Windows Vista” seçenekleri (ön tanımlısı XP tabi; işin Windows tarafında henüz Vista’ya tam bir geçiş sağlamış değiliz – kardeşim ve ben) beliriyor ve bilgisayarı başlatma yolculuğu tamamlanmış oluyor. Bu ik işlemin bana kaybettirdiği süre toplamda GRUB’un yüklenmesi vs dahil 5+3+8 = 16 sn ancak Vista yükleyicisindeki son 8 saniyeyi de 3 ya da 4’e düşürüp biraz kazanç elde etmeyi planlıyorum –önümüzdeki birkaç gün; hatta belki bir sonraki “boot”umda-.

Bu akşam Vista’nın önyükleyicisine müdahale eden bir program yüzünden biraz başım ağrıdı. Program kendisini MBR’ye bir şekilde yazdı ve normalde ilk diskim 40gb IDE iken oradan 80gb SATA’ya GRUB’la yönlendiriliyordu ancak bu program SATA’yı birincil yapınca Windows önyükleyicisini yüklemesine rağmen GRUB’dan yönlendirince tabiri caizse “yemedi” J.

Bunun üzerine artık Windows Vista ve çoklu sisteml denince aklıma gelecek olan, aslında Vista’da başlangıç işlerinin XP’den bayağı farklı olduğunu öürendikten sonra, birkaç gün önce tanıştığım bir program, çok basit seçenekleri ve hayati işleviyle hayatımı olmasa da “önyükleyicimi” kurtardı J.

Bu mucize programın ismi VistaBootPro ve ismi ve yaptığı iş her ne kadar tamamen “pro” yani profesyonel de olsa lisans, yani bizi daha çok ilgilendiren pratik tarafıyla meblağ itibariyle ücretsiz! Birincil diskimi Vista önyükleyicisinin olduğu 80gb SATA olarak seçtim ve Vista’yı açtıktan sonra bu programı kurup istediğim gibi boot seçeneklerini düzenledim, MBR’yi tekrar yazması konusunda “force”; yani “zor kullan” seçeneğini bile etkinleştirmeden MBR’mi tekrar yazdım ve eskisi gibi bir “Sistemler Birliği” sahibi oldum. An itibariyle bu durum benim bilgisayar kullanma alışkanlığımla; en azından başlangıç seçenekleri olarak bakacak olursak Windows tarafında tamamen taleplerimi karşılıyor.

Peki neden Windows tarafında; Linux tarafında eksiğim ne?

Hayır, Linux tarafında Linux’un kendisiyle ilgili bir eksiğim yok; tek eksiğim yeni Linux dağıtımları kurmak için; özellikle de Pardus 2008’i kurmak için çıkmasını ve indirmeyi beklemem ve sistemimde tek yüklü Linux’un Ubuntu olması (gerçi onda da yüklü bir KDE4’lü Kubuntu mevcut oturum seçeneklerinde, yani yine bir “çoklu” durum mevzubahis J)

Pardus çıktıktan sonra da aynı diskin MBR’sine kendisini yazacağından eğer Vista, Windows veya Ubuntu’dan herhangi birisini görmezse diye bir endişem var zira daha önce yapığım yüklemelerde Ubuntu Pardus’u görmesine rağmen, Pardus Ubuntu’yu görmemişti; aynı durumun 2008’de de devam etmesi durumunda (ki bence devam edecek) Ubuntu’nun önyükleyicisini, GRUB’unu tutacağım gibi duruyor. Bunun için Pardus’u kurduktan sonra menu.lst’sinden ya da grub.conf’undan opsiyonlarını kopyalayıp Ubuntu’nun menu.lst’sine ekleyip (şimdiki “Ubuntu Seçenekleri” o zaman “Linux Seçenekleri” olacak umarım) bu sefer VistaBootPro’nun bir başlatma diskiyle harikalar yaratan SuperGRUB isimli Linux tarafındaki karşılığı girecek devreye ve şimdi yine 40gb IDE’min MBR’sine zeval geldiği zamanda olduğu gibi bu ismiyle birebir aynı sıfatı hakeden SuperGRUB istediğim Linux “boot” opsiyonunu MBR’ye yazacak. Linux severlere de şiddetle bu programı (ki ISO olarak mevcut kendisi) indirip kendilerine küçük bir kurtarma CD’si olarak yazmalarını öneriyorum, olmaz olmaz demeyin; 40 yılda bir lazım olduğu zaman bu tarz programlar gerçekten 40 yıl hatır bırakacak küçük ama çok çok önemli işler becerebiliyorlar.

Bundan sonraki yazımda Ubuntu kurulumu ve ertesinde yaptıklarım ve belki aynı yazıda belki de bir sonrakinde; herkeslere bakarak olumsuz olacağından neredeyse emin olduğum ancak performans, beraberinde gelen araçları ve çok fazla olmasa da getirdiği birkaç küçük yenilikle; ve tabii ki bol bol eksi yönleriyle [J] Windows Vista izlenimlerim, kurulumda, kurulum ertesinde yaptıklarım ve Acronis’le de yedeğini alarak nasıl eşşeği sağlam kazığa bağladığımı yazacağım.

O zamana kadar cemii cümleten sağlıcakla kalmamız dileğiyle.

“Allah Kuzey Irak’taki Mehmetçik’imizin; yani kimimizin çocuğu, kimimizin akrabası, kimimizin kuzeni, kimimizin kardeşi, kimimizin arkadaşı olan canlarımızın sağ salim ve görevlerinde muvaffak olmuş bir şekilde sayelerinde güvenli olan memleketlerine dönmelerini nasip etsin…”

 

İlk çıktığı zamanlardan beri Pardus kullanıcısı olan ben; kimi bazı durumların üst üste gelmesi ve bunların da hep yeni sorunlara tekabül etmesinden dolayı son dönemlerde geçici olduğundan emin olduğum bir biçimde bu yerli pisicikten soğumuş bulunuyorum. Pardus 2008’de gelecek olan Delta Paket sistemi ve benzeri yeniliklerle umuyorum yeni sürüm adını hak ettiği bir biçimde “yeni bir sürüm” olacak ve kimi sorunlarıma derman olacak.

Geliştiricileri veya profesyonel amaçla spesifik yazılımlar için bilgisayar kullanan kullanıcıları bir kenara bırakacak olursak bir son kullanıcının bilgisayardan ve işletim sisteminden istedikleri herhalde öncelikle her işin başı olduğu üzre donanımları doğru ve düzgün, işlevlerinin hepsini yerine getirecek bir şekilde tanıması, internette gezinmeye, iletişim programlarını -mikrofonuyla webcam’iyle- verimli bir şekilde kullanmaya müsaade etmesi, ses sisteminden performanslı bir şekilde (ekolayzır vb hadiseler) müzik dinletmesi, “kodek modek” derdine düşürmeden film seyrettirmesi, ofis işlemleriyle beraber, bilgisayarın kendi bakımı ve özelleştirmesiyle de ilgili işlemleri kolaylıkla yaptırması ve ilaveten görsellik vb gibi hadiselerle de kullanıcıyı kendinden soğutmayacak bir şekilde gözlerini ve kişisel zevkini de düşünmesidir.

Bu alt başlıklar çerçevesinde Windows, Linux ve yerli bir Linux dağıtımı olan Pardus açısından bu durumları kendi açımdan inceleyecek ve bilgisayarımın son durumundan bahsedecek olursam eğer:

Pardus’un donanım olarak herhangi bir eksiği olmamakla beraber Linux altındaki en büyük sorunlardan birisi olan (kimi Linux forumlarında “USB Modemimi nasıl kurarım?” diye soranlara “Yeni bir Ethernet adsl modem/router satın alarak!” diye cevap verildiği vakidir) USB Modem ihtiyacımda da sorun çıkarmaması Ubuntu’yu sırf piyasada daha yaygın olması ve Apt paket sisteminden dolayı her şekilde Pardus’tan üstün görenlerle beni kimi hususlarda çelişkiye itiyor. SmileAdsl’den “keşke şansıma Philips düşse” diyerek aldığım bağlantının Inca modemle gelmesi ve bu modemin de geçtiğimiz günlerde ikinci kez perte çıkar bir biçimde arızalanması sonucu daha önce Eskişehir’de Ethernet Router’ımıza yıldırım düştüğünden(!) sadece 15 gün kullanmak için 45 liraya almak durumunda kaldığım Pikatel USBMAX marka yedek modemimle idare etmek durumundayım; tam diskimde gerekli boş alanları ayarlayıp yeni monitörümle Ubuntu-Gnome deneyimlerimi ve Mac arayüzü özlemimi giderecekken Ubuntu ve USB Modem uyuşmazlığı yüzünden Ethernet modemimin tamirini beklemek durumunda kaldım.

Pardus’un Ubuntu’ya kıyasla eksiği de NTFS diskleri direkt tam olarak yazma desteğiyle görmemesi sonucu kimi zaman problem çıkarabilmesi; ki ben NTFS diskler konusunda Ubuntu’da da sorun çıkarabilmiş bir insanım, orası ayrı.

Film seyretme olayına gelince uzunca bir süredir en sık yaptığım aktivite bu; tabii her ne kadar güzel vakit geçirtse ve kültürel bir şey olsa da kalkıp sinemaya gitmediğim-insan arasına karışmadığım için aktivite denir mi denmez mi orası meçhul. Pardus’ta da bu hususta son sürümde bir sorun yaşıyorum, Pardus normalde Windows’taki gibi birlikte gelen beceriksiz medya oynatıcısı yüzünden sonradan başka programlar kurmadan, “codecpack” vs eklemeden-yüklemeden her tür videoyu açabilme yetisine sahip; zira söz konusu video dosyaları olduğu zaman Kaffeine, MPlayer, KMPlayer üçlüsüyle gayet donanımlı bir şekilde geliyor kendisi. Ancak son sürümünde ekran kartı sürücülerinin ATI tarafından AIGLX destekleyecek bir şekilde gelmesinden kaynaklı olabilecek bir sorun yaşıyorum Kaffeine’de. Sorun görüntünün satır satır gelmesi ve bu izlerin belirgin olması dolayısıyla kalitesiz görüntü; aynı sorunu Ubuntu altında Kafeine kurduğumda da yaşamıştım (totem sadece video oynatıyor ancak tek yaptığı iş bu ve video oynatmak sadece video oynatmak değildir; hele ki divx’lerin “Streaming Media”ların ve altyazıların uçuştuğu bu ortamda; dolayısıyla herhangi bir işe yaradığını düşünmüyorum, Linux altında tanıştığım en düz program diyebilirim kendisi için) ancak Xine motorunu kaldırıp yeniden kurmak derdime derman olmuştu ama şimdi bu sonucu alamıyorum; dolayısıyla Pardus 2007.3’ten itibaren ne yazık ki en çok yaptığım işi Windows’ta yapmak durumunda kalıyorum; hani şu beğenmediğim(!). Compiz’i aktif pasif kılmak da bir yarar getirmiyor, video takılıyor ve satır satır kalitesiz bir şekilde görüntü alıyorum.

Windows’sa her ne kadar kendisini çeşitli konularda yeteneksiz bulsam da piyasa desteği ve yaygınlığın meyvesini çok sağlam bir şekilde alıyor ve BSPlayer her sorunumu şıp diye çözüyor; BSPlayer’ı tanıdığım günü film keyfim için Milat olarak belirledim diyebilirim, özelleştirilebilirliği ile sürüm 1.37’sini ilk zamandan beri memnuniyetle kullanıyorum (sonraki sürümler Savenow vs zararlı yazılımlar içeriyor).

Nedense bu sürüme kadar yaşamayıp yeni yeni ortaya çıkmış bir diğer sorun da DVD yazıcımın DMA moduyla ilgili, her seferinde kopyalama yaptığım diski ext3 biçimlendirsem de K3B’yle yaptığım DVD yazma işlemleri 25-30 dakika gibi kabul edilemez bir süre tutarken aynı DVD’leri Windows’ta 6-7 dakika gibi makul bir sürede yazabildim. Normalde yapmasına rağmen bu yazımlarda K3B beni DMA moduyla ilgili olarak uyarmadı ve sistemimde bir sorun olmadığını söyledi.

İlaveten ATI’nin bir başka beceriksizliği yüzünden şu ana kadar en kolay ve zevkli kullanımını Pardus’la yaşadığım FlyVideo TV kartımın da artık Pardus’la çalışmadığını söylemeliyim, bir kaç başka program daha indirmeme rağmen bir türlü sağlıklı görüntü alamadım, Compiz açık veya kapalı fark etmiyor, TV görüntüsü alamıyorum. Yarın öbür gün almayı düşündüğüm uydu kartını alınca ne olacak merak içerisindeyim, umarım sorun çıkarmaz. Çünkü dikkat edilecek olursa şu ana kadar saydığım işlemler son kullanıcı için; en azından benim için olmazsa olmaz işler ve eğer Pardus’u ilk seferinde bu sistemle denemiş olsaydım kesinlikle bir daha geri dönmezdim, çünkü şu an gerek donanımım gerekse de bu donanımın Pardus’la uyumu yüzünden yapabildiğim en önemli iki şey internette gezinmek ve müzik dinlemek; ancak ben bu iki işlemi de cep telefonumda -aynı kalitede olmasa da- zaten yapabiliyorum..

Bunun yanında yine ATI’nin beceriksizliği ve ekran kartı sürücülerine Linux tarafında gereken özeni göstermemesi dolayısıyla performans sorunlarından birisi de özellikle Firefox’ta sayfa kaydırırken ortaya çıkıyor ve takılmalar oluyor; günde en çok yaptığınız işlerden birisi internette gezinmek olunca inanın bu problem çok can sıkıcı. Üzerine bir de KDE’nin sevmediğim görünümü eklenince Pardus 2008 her yeni sürümünü beklediğim gibi yine Pardus’u beklemek ve yeni bir başlangıç yapmak için çok güzel bir sebep; her ne kadar en azından 2008’in ilk yarısında geleceğini hiç düşünmesem de güzel ve radikal işlevsel ve görünümsel değişiklikleriyle KDE4 de açık konuşmak gerekirse Pardus’tan daha heyecanla beklediğim bir diğer Linux gelişimi. İşin -görünümünü her zaman KDE’den daha derli toplu, ciddi ve şık bulduğum- Gnome tarafındaysa yine devreye Ubuntu girecek elbet ve her ne kadar yakın zamanda Gnome 3 (aka. Topaz) ile KDE4 kadar etkili bir değişim beklemesem de bu şimdiden ilk fırsatta Ubuntu kurup Gnome’la çılgın atmak fırsatını etkileyecek bir durum değil. Tamamen konu dışı olmak üzere son Firefox güncellemesinden sonra artık Pardus altında da profile Manager’ı çalıştırabiliyoruz ve ben Linux masasına yazmayı iki haftadır planladığım ve iş durumu-yoğunluk yüzünden; sitenin bakımda olmasını da fırsat bilerek ertelediğim Firefox nimetleri başlıklı yazımı artık hazırlamaya koyulmalıyım; en azından birkaç gün içinde :) .

Esenlikle..

Powered by ScribeFire.

Bilgisayarla sadece ilk gördükleri işletim sistemi aracılığıyla tanışıp daha ileriye gitmeden, “ayağımı yerden kessin” benzeri bir anlayışla “işimi görsün yeter” diye düşünen kişilerin, özellikle bilişim hususunda meraklı tüketici olmaktan henüz -ne yazık ki- çok öteye gidememiş Türkiye’de çoğunluk olduğunu tahmin etmek güç değil. Artık üstte bahsettiğim; bilgisayarı sadece bir kaç işi için kullanıp, bilgisayarın kendisi ile ilgili işlerde de başkalarından yardım alan kişilerin de dikkatini çelmeye başlayan bir konu var sanıyorum ortada.

Belirli bir süredir Mac’ler etrafta çok yaygın olmadığından görsel ve pratik gelişmelerden haberdar dahi olmayan ancak ön tanımlı olarak işletim sistemi kavramıyla özdeşleştirdiği (ve hatta bunu işletim sisteminin ne demek olduğunu bile bilmeden yaptığı) “vindovs”un janjan getirdiği son işletim sistemi Vista’yla işletim sistemlerinin olmadık özellikler kazandığını; oradan buradan kullanıcılar için küçük oyuncaklar, yeni pratik özellikler, garip efektler ve şeffaflık fışkırdığını görüp bilgisayar dünyasının artık “finishing”1inin daha özenli yapıldığını ve pazarlamanın görsel anlamda da ne boyutlara eriştiğini gören kullanıcılar artık etraflarında bu işten anladığını düşündükleri kişilere “bu nedir?”, “nasıl oluyor da oluyor?” diye sormaya başladılar.

İşin içine Windows’un gadget, Mac’lerin widget’larını vs de kattığımız zaman “Mac mi Vista’dan Vista mı Mac’tan aşırdı?!” tarzında; bilgisayarlar ve dolayısıyla OS2‘lardaki birikimli ilerlemenin farkında olmayıp da sonuca erişmek için Windows 3.1 zamanına dönmesi gereken kısır bir tartışmaya dönüşebilecek bir konudan bahsediyoruz. Bütünüyle düşündüğümüz zaman pencere ön izlemelerinden masaüstündeki pratik araçlara, “alt tab” menüsünün pencere içeriklerini gösterir hale gelmesinden o an açık pencerelerinizin tek bir tuş veya fare hareketiyle seçmenize hazır bir biçimde önünüze birbirlerine bile değmeden saygılı bir şekilde [ :) ] dizilmesine kadar “composite” eklentisini kullanan; gerek görsel gerek işlevsel anlamda kullanıcılara hitap eden bir sürü ağız sulandırıcı özellik mevcut.


Linux Camiası ve Compositing

Nasıl olur da şu ana kadar işin Linux cephesinden bahsetmem?! Umuyorum ki bu soru şu ana kadar aklınızı kurcalamıştır, bu beni kesinlikle çok sevindirir. Şöyle ki; yazımın sonuna ekleyeceğim örnek ekran görüntüleriyle somut olarak da belli olacak şekilde açık kaynak yapısının fikir bazında ve uygulama, kod düzenleme-düzeltme konusunda Windows ve Mac OS gibi kaynak kodu –hali hazırda[ :) ]- kapalı olan işletim sistemlerine karşı çok avantajlı bir durumda olması (şu an kde-look’a üye olarak “KDE 4 brainstorm” başlığına KDE4’te olmasını istediğiniz bir özelliği belirtebilirsiniz, ancak yaratıcı bir fikir olmasında yarar var çünkü bu tarz fikirlerin yoruma da açık olduğunu belirtelim) onu bu “compositing” konusunda moda tabirle aşmış bir konuma taşıyor. Zira Vista tarafından görev çubuğundaki ön izlemeler, pencere kenarlarının ve birkaç öğenin daha şeffaflığı ve son olarak da o an açık pencerelerin 3 boyutlu bir şekilde dikey-çapraz konumda çevrilerek seçilmesine olanak tanıyan “Flip 3d” özelliğine, ondan önceki ve sonraki “dock”, “widgets”, “expose” gibi yenilikleriyle Mac OS’un katılmasına açık kaynak camiasının yanıtı gerçekten çok ezici oldu. Özellikle ilk etapta “Xgl” üzerine “Compiz”le başlayıp, sonrasında “Aiglx” üzerine Beryl’le devam eden “Open Compositing” maceramız hali hazırda birkaç paragraf sonra bahsedeceğim şekilde son olarak(!) da ATİ’nin nihayet açık kaynak camiasının serzenişlerini duyup sürücülerinde “Compositing” desteğini açması ve Beryl ve Compiz projelerinin birleşip Compiz-Fusion ismini almasıyla bambaşka bir maceraya dönüştü ve kullanıcılarına her an yeni plug-in’lerle başka başka marifetler sunan bir platform haline geldi.

Bu aşamada devreye giren en önemli husus elbette ki donanım desteği. Normalde bilgisayarınızda oyun oynamadığınız zamanlarda (ki bu ne yazık ki Linux kullanıcıları için zor bir süreç) tamamen atıl durumda duran ve işlemciniz kadar para saydığınız -belki de- 100’lerce dolarlık ekran kartınız eğer üreticisinin Linux’a veya mevzubahis “compositing” hadisesine umursamaz görünüyorsa işleri yokuşa sürmeye başlıyor ve bu sefer yazılım tarafındaki insanlar camiaya bir şeyler katmak için yaptıkları çırpınmalarını iki katına çıkarmak durumunda kalıyorlar. Bu sefer de fazladan harcanmış insan emeği ve bir dolu mühendis saati çalışmayla aslı kadar başarılı olması teoride mümkün görünmeyen kısmi “tersine mühendislik3” ürünleri ortaya çıkmak zorunda kalıyor (bu ekran kartı dışındaki donanımlar için de geçerli genel bir durum belirtelim). Halbuki 3boyut desteği olan 64 mb’lık bir kart bile bu üstte saydığımız işlemlerin altından çok zorlanmadan kalkabilecekken insanlar bunu çok fazla işlemci gücü ve ekran kartı performansı isteyen bir işlem olarak görüp korkuyorlar. Ki bu korkuları temelde yanlış da olsa haklılar çünkü forumlar ellerindeki bu kartları compositing için değerlendiremeyen insanların serzenişleri ile dolu… İdi… Bundan sonra da dolu olacaktır elbette ancak bunların azalacağını öngörmek çok iyimser bir tahmin sayılmayacaktır çünkü en büyük iki ekran kartı yongası üreticisinden biri olan ATİ (diğeri de bildiğiniz gibi NVIDIA) geçtiğimiz günlerde benim de linuxmasasi.com’dan aldığım müjdeli bir haberle v8.42.3 sürücülerinde “compositing”e destek verdiğini duyurdu. Henüz ciddi performans problemleri olsa da (forumlarda kullanıcılar söz birliği etmişçesine Firefox’un sayfa kaydırma esnasındaki takılmalarından bahsediyorlar) bu sayede artık ATİ sahipleri de xorg.conf’ta yapacakları toplamda iki satır değişiklikle çok daha kolay bir şekilde 3 boyutlu masaüstlerine kavuşabilecekler. En azından ben aylarca uğraşıp sonuç elde edemedikten sonra bu sürücüyle birkaç dakika içinde bunu başarabildiysem başaran kişilerin oranında büyük bir artış olacaktır diye düşünüyorum. Ki ben de en sonunda ATİ 9600XT 256mb kartımla;

  • pencere ön izlemelerini gerek görev çubuğu gerekse de alt tab menüsünde
    görebiliyor
  • pencere kenarlığı olarak şeffaf dekorasyonlar seçebiliyor
  • pencereleri ister “flip 3d” ister başka şekillerde fır döndürebiliyor
  • masaüstlerimde açık olan pencereleri fare imlecimi masaüstünün benim belirlediğim bir köşesine götürerek ya da istediğim bir tuş kombinasyonuyla hizaya sokabiliyor
  • tüm masaüstlerimi yine tek bir fare veya tuş kombinasyonuyla bir seferde görüp pencerelerimi birinden öbürüne sürükleyip taşıyabiliyor
  • masaüstlerimi bir küpün dört yüzeyi olarak ayarlayıp bu küpü çevirebiliyor, küpün içerisine akvaryum vs koyup balıkları izleyebiliyor
  • ekranımın istediğim bir kısmını çok yüksek değerlerde büyütüp o şekilde gezinebiliyor
  • istediğim pencereyi istediğim şeffaflıkta görüntüleyebiliyor
  • birden fazla pencereyi birbirine gruplayıp bir pencerenin arka yüzüne bir başka pencereyi iliştirebiliyor
  • masaüstüme yağmur yağdırabiliyor, bu yağmurları silecek vasıtasıyla ekrandan silebiliyor(!) veya fare imlecimle masaüstünde su izi bırakabiliyor
  • masaüstüne normal yazı yazarak not alabiliyor (görsel anlatımlarda çok iyi sonuç verebilecek bir özellik)
  • masaüstüme ateşten yazı yazabiliyor (ekran görüntüleriyle arkadaşlarınıza jest yapmak için güzel bir seçim; tecrübeyle sabit),
  • ve pencerelerimi esnek bir yapıya sokup jöle gibi tiril tiril titremelerini
    sağlayabiliyorum[ :) ].

Ki bu özelliklerden daha fazlası da Compiz-Fusion’da mevcut
ve plug-in sistemi ve açık kaynak yapısı dolayısıyla sürekli yeni plug-in’ler
kimi zaman kullanım kolaylığı kimi zamansa sadece oyuncak mahiyetindeki
özellikleriyle kapalı kaynak kodu ezmeye devam etmekte.

Çeşitli Ekran Görüntüleri

Bu kadar konuştuktan sonra birkaç ekran görüntüsüyle işin görsel boyutuna çalışmanın sırası geldi diye düşünüyor ve sizi bazıları da benim Ubuntu 7.10 Gutsy Gibbon altında aldıklarım olmak üzere ekran görüntüleriyle baş başa bırakıyorum…

mac

İşlevselliğine görünüm özelliklerini katan Mac OSX’in son sürümü olan Leopard’dan bir adet ekran görüntüsü.

vista

Microsoft’un son işletim sistemi Vista da şeffaf pencere kenarlığı ve alt tab önizlemesi sunuyor.

Ve sırada Linux, çok fazla konuşmaya niyetim yok, zira yorulmanın alemi yok.

linuks2

linuks3

linuks1

linuks4

linuks5

linuks6

linuks7

linuks8

1: Üretimin son aşamasında yapılan ürünü düzeltme-güzelleştirme işlemi

2: OS (Operating System): ing. İşletim Sistemi

3: Ürünün üretim aşamasındaki mühendislik tasarımının tersine, bitmiş ürünün incelenerek üretimindeki mühendislik aşamalarının tespit edilmesi.

 

DİPNOT: Bu yazı LinuxMasasi.com’a yazdığım ikinci köşe yazımdır.

Powered by ScribeFire.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.